Sahnelenmiş Opera ve Baleleri

Sahnelenmiş Opera ve Baleleri

 

Uçarcasına”(*) üzerine...

  

 Son yıllarda başka amaçlarla yazılmış orkestra eserleriyle sergilenen neoklasik tarz baleler, Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de izleyicinin yakın ilgisiyle karşılaştı.

''Uçarcasına'' ile, Cumhuriyet dönemi Türk bestecilerinin eserlerinden bir seçkiyle(**), konulu ve çağdaş bir Türk balesi gerçekleştirilmesini amaçladım.

Balenin öyküsü, taşradan büyük kentte göçen bir ailenin biricik kızının yaşamından kesitlerle, Cumhuriyetin 75 yılının soyut anlatımından oluşuyor. İki perdede toplam 7 tablodan oluşan öykü, genç Cumhuriyette kent yaşamının ve ekonominin canlanmasını, toplumsal dayanışmayı, değişik yerel kültürlerden gelen insanların büyük kentte kaynaşmasını simgesel olarak anlatıyor.

Bu hem bir aşk, hem de toplumsal gelişme ve çalkantıların öyküsüdür. 75 yıllık süreç içinde özellikle 1968 sonrası beliren ve ne yazık ki günümüze kadar sürüp gelen istikrarsızlık ortamında, değişik nedenlerle yaşanan gerginlik, sokak çatışmaları ve teröre de, simgesel olarak tanık olacaksınız.

Ama, aynı zamanda geleceğe umutla bakan iyimser bir öyküdür bu. Bütün zorlukların aşılabileceği, Cumhuriyete sahip çıkılacağına inancın ifadesidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumu uygarlık ve gönenç basamaklarında daha yükseklere tırmandıracağı umuduyla yüklüdür.

Öykünün yazımı ile müziklerin seçimini bir arada yürüttüm. Bestecilerimizin Anadolu folklorundan hareketle yazdığı, Türk renkleri hemen algılanabilen parçalarıyla birlikte, modern müziğin ve yaşadığımız yüzyılın özelliklerini taşıyan az seslendirilmiş eserleri özellikle seçtim. Tabii, müziklerin öyküye uygunluğuna ve koreografın özgür yaratımına olanak verecek özellikler taşımasına da özen gösterdim.

Müzikleri, Ankara Devlet Konservatuarı kompozisyon bölümü öğretim üyesi değerli besteci Muammer Sun'a danıştım. Ayrıca Devlet Opera ve Balesi Genel Sanat Yönetmeni ve Genel Müdürü, keman sanatcısı H. Hüseyin Akbulut'la da dinledik ve farklı parçaların arka arkaya gelmesinden doğabilecek olumsuzlukları tartıştık.

Koreografiyi, bütün bir yaz mevsimini, her yerde kulaklıkla müzikleri dinleyip kafasında dansları kurarak, stüdyoda deneyerek geçiren, Avrupa'nın yetenekli dansçılarından Uğur Seyrek hazırladı. Yaklaşık 20 yıldır Almanya'da Stutgart Balesi'nde çalışan Uğur Seyrek, realize edilen dekor ve kostümleri de tasarladı. Seyrek'in klasikle moderni, ilginç simgesel efektlerle bağdaştırdığı akıcı koreografisi ve Ankara Devlet Balesi'nin genç kadrosunun dinamizmiyle “Uçarcasına”' (***)şimdi huzurlarınızda...

Şefik Kahramankaptan

1998, Ankara

(*) Uçmak, Türkçe'de çok değişik anlamlarda kullanılabilen bir fiildir.

Uçarcasına adı, 75 yılın hızla akıp gidişini, özlenen mutluluğu ve bale sanatının görsel zerafetini yansıtmak amacıyla konulmuştur.

(**) Türk bestecileri: A.Adnan Saygun, U.Cemal Erkin, C.Reşit Rey, F. Tüzün, M. Sun, T. Erdener, K. İnce

(***) UÇARCASINA’nın dünya prömiyeri, 29 Ekim 1998 gecesi Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde , Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere, 75. Yıl törenlerine davetli yabancı devlet adamlarının da hazır bulunduğu seçkin bir kitle önünde yapıldı. Sonraki aylarda temsillere devam edildi. UÇARCASINA, halen ADOB’un repertuvarında bulunuyor ancak 1998'deki temsillerden sonra Ankara ve öteki müdürlükler tarafından ele alınmadı!

 

***

 

Mevlana'nın Çağrısı” balesinin doğuş ve gelişim öyküsü...*

 

Takvimi “Önümüzdeki yıllarda hangi yıldönümleri var?” diye incelediğimde yıl 2005'ti. İki yıl sonra Cumhuriyet dönemi bestecimiz Adnan Saygun'un 100. doğum yılında, Mevlana ise 800. doğum yılında anılacaklardı. Her iki kişilikle ilgili olarak birer proje geliştirmek için çalışmaya başladım.

Uluslararası alanda büyük kabul gören ve tüm dünyaya mâlolan Mevlana’yı anmak ve insancıl öğretisini, yaşamından bazı önemli kesitlere vurgu yaparak tanıtmak amacıyla, hangi sanat disiplinini seçersem en etkileyici sonucu alabilirdik?

Mevlana yapıtlarını Farsça olarak söylemiş, metinlerin Türkçeye çeşitli çevirileri yapılmıştı. Adı, tüm dünyada “Semâ” ile “Whirling Dervishes/ Dönen Dervişler” tanımlamasıyla özdeşleşmişti. Mevlana’nın yaşamı, felsefesi ve evrenselleşmesinin vücut diliyle anlatılmasının çok daha doğru, estetik ve etkili olacağı düşüncesiyle baleyi tercih ettim.

Mevlana’yı ülkemizde ve tüm dünyada kendisine maledilen o ünlü “Gel, ne olursan ol, gene gel...” çağrısı simgeliyordu. Bu nedenle balenin adını “Çağrı” koydum ve altbaşlıkta da metinden bir alıntıyı kullandım. Zaman içinde balenin adı, daha anlaşılır olması bakımından “Mevlana'nın Çağrısı” olarak değişti.

Yeniden okumalar, araştırmalar, çeşitli sohbetler sonunda aldığım notlarla librettonun yazımına oturduğumda amacım, Mevlana’nın yaşamından kesitleri, felsefesini ve evrenselleşmesini yalın bir dille, müziği yazacak besteci ile sahneleyecek koreografa gerekli ilhamı verecek biçimde oluşturabilmekti. Bale metnini, “Oluşum / Çağrı / Dönüşüm” başlıklarını taşıyan üç ana bölüm üzerine yapılandırdım. Gene yalın bir dille kaleme alınmış librettoyu destekleyecek bir de bilgi metni hazırladım.

Daha projeyi oluşturmaya başladığımda, koreograf olarak aklımda, işleriyle kendini dünyaya kanıtlamış, Avrupa'nın en iyi beş koreografı arasına seçilmiş, uluslararası bir değer olan Mehmet Balkan vardı. Kendisine konuyu açtığımda, “ Ben de yıllardır Mevlana ile ilgili bir çalışma yapmayı düşlerdim” yanıtını almak beni sevindirmişti.

Çağımızda izleyici ve dinleyicinin uzun eserlere giderek daha tahammülsüz olduğunu göz önüne alarak, baleyi 80 dakikayı aşmayacak biçimde örgütleyelim” önerimi de paylaşan Mehmet Balkan, hemen ekledi: “Süreyi perdelere bölmeden bir bütün olarak kullanırsak daha etkileyici oluruz.”

Besteci olarak , gençlere olanak tanımak, önlerini açmak gibi ilkelerimden hareketle o yıllarda yurtdışında hem çalışıp, hem öğrenimini sürdüren genç bir isimle yola çıkmayı tercih etmiştim. Ama zaman içinde, bizim amatör heyecanımıza çok profesyonel karşılıklar almaya başlayınca, evdeki hesabın çarşıya uymadığını gördük. Zaman ilerlemişti ve müziği bir biçimde oluşturmalıydık. Geç de olsa, “parlak fikir” kafamda beliriverdi... Bu tüm dünyada sergilenecek çağdaş bir sahne yapıtı olacaktı. Tarihten bazı kesitleri, yeni bir dille anlatmayı amaçlıyorduk. Bunu, en iyi müziğe dökecek kişi, “new age”in ülkemizdeki en önemli temsilcisi, klasik, yeni ve yereli en başarılı biçimde kaynaştırabilen Can Atilla olabilirdi.

İnsanın önceliği müziği üretmek ve sevmek olunca, her engeli aşmayı deneyecek bir kişiliğe sahip olan Can Atilla, önerimizi büyük bir heyecanla karşılayıp paylaştı. Daha o anda üçümüz birlikte çalışmaya başlamıştık bile... Can yazıyor, birkaç gün sonra yeni bölümler üzerinde konuşuyorduk. Müzik çıktıkça Mehmet Balkan, eşi değerli dans eğitimcisi Lale Balkan'la sabahın ilk ışıklarına kadar hareketler üzerinde çalışıyordu. Bu arada Can, aldığı notlardan hareketle yeni bölümleri oluşturuyordu.

Belki de ilk kez, projeci-librettist, koreograf ve besteci üçlüsünün, eşzamanlı, birbirlerini dinleyerek geliştirdiği bir bale ortaya çıkıyordu. .

 Dünya Prömiyeri, 2008 yılında Mersin DOB'nde yapıldığında, salondan aldığımız yoğun ve olumlu beğeni, bize çektiğimiz tüm sıkıntıları, zamana karşı yarışın getirdiği gerginliği unutturuvermişti.

İzleyici de bu baleyi öylesine benimsedi ki, 10 yıl içinde Mersin, Samsun, İzmir, Antalya DOB sahnelerinde defalarca sahnelendi, Bodrum Bale Festivali'nde, Çin'de herkesin beğenisini kazandı. Üstelik bu sahnelenmeler sırasında yeni fikirlerle zenginleşerek, sahne tasarımı ve giysileri değişik tasarımcılarca geliştirilerek yoluna devam etti.

Şimdi 2018'de yeniden İzmir izleyicisiyle buluşan “Mevlana'nın Çağrısı” balemizin, önümüzdeki yıllarda İstanbul, Ankara sahnelerinde ve başka ülkelerde de, Mehmet Balkan'ın uzun ömürlü bir koreografisi olarak Can Atilla'nın geniş soluklu müziğiyle yoluna devam etmesini diliyorum.

Şefik Kahramankaptan

Librettist

*İzmirDOB Kitapçığında 2018'de yayımlanmıştır.

***

 

 Aspendos Bale Projesi Nasıl Gerçekleşti?*

 

Türk balesinin, özgün libretto üzerine bestelenmiş konulu yeni bale sıkıntısı çektiği biliniyordu. Projenin amacı, Türk bale repertuarına konusunu Anadolu tarihinden alan yeni bir yapıt kazandırmaktı.

Aspendos Açıkhava Tiyatrosu, Anadolu'da iyi korunmuş ve günümüzde de kullanılan, akustik özelliği çok üstün olan bir antik yapıdır. Bu tiyatronun yapım öyküsünün, sahne ve vücut diliyle anlatıma elverişli olduğunu düşündüm. Ayrıca Aspendos'ta her yıl Uluslararası Opera ve Bale Festivali'nin düzenleniyor olması, konunun çekiciliğini arttıracaktı. Yapıtın, öyküsünü anlattığı mekânda sergilenmesi de çok anlamlı olacaktı.

Ortaya bütüncül bir iş çıkabilmesi için, libretto taslağını yazdıktan sonra, besteci ve olası koreografla birlikte çalışarak sonlandırmayı istedim. Günümüzde izleyicinin uzun yapıtlara dayanmasının zorluğunu da dikkate alarak, yapıtın 90 -100 dakikalık süreyi aşmayacak biçimde çalışılmasını amaçladım. Bu nedenle başlangıçta Roma-Selçuklu-Cumhuriyet dönemleri olmak üzere, üç perde olarak tasarladığım librettoyu, iki perde olarak sadece Roma dönemindeki kuruluş öyküsüyle sınırlandırdım.

Balenin müziğini, sahne müziklerinde giderek deneyim kazanan, genç besteci Hasan Niyazi Tura'nın yazmasını istedim. Beste süreci sırasında, yapıtın reji ve koreografisini yapacak olan Mehmet Balkan'la birlikte çalışılarak, müzikte ve akışta bazı teknik gerekliliklerin önceden yerine getirilmesini sağlamaya çalıştık. Ancak süreç içinde Balkan'ın sırtındaki yığınla yük nedeniyle bu koreografiyi de yüklenemeyeceği ortaya çıkınca bu kez çalışmalarımızı Nugzar Magalashvili ile sürdürmeye başladık ve 20. Uluslararası Aspendos Bale Festivali'nde dünya prömiyerine ulaştık. Tura'nın, renkli, ezgisel müzikleri, Nukri'nin akıcı klasik koreografisiyle, Türk bale repertuarına konusunu Anadolu ve Antalya tarihinden alan, masalsı ögeler de içeren yeni bir yapıt kazandırılmış oldu. Beğeniyle izleyeceğinizi umuyorum.

Şefik KAHRAMANKAPTAN

Librettist

*Antalya DOB Kitapçığında yayımlanmıştır. 2013

 

Lale Çılgınlığı Nasıl Doğdu?*

Her operanın yazılışının farklı bir öyküsü vardır. Opera tarihinde genellikle bestecilerin bir konu bulup librettistlere başvurduğu görülür. Lale Çılgınlığı operamızda ise tam tersi bir durum sözkonusuydu. Bir librettist olarak , Türkiye-Hollanda ilişkilerinin 400. yılı dolayısıyla yapılabilecek etkinlikler kapsamında bir opera yazılabileceğini düşündüm ve kolları sıvadım.

İki ülkenin tarihinde belki de en önemli kültürel ortak değer “lale”ydi. Lale, Asya'dan Türklerle Anadolu'ya gelmiş, İstanbul'da yabancıların dikkatini çekmiş ve Hollanda'ya ulaşmış bir çiçekti. Hollanda'da da, İstanbul'da da birer dönem “Lale Çılgınlığı” yaşanmıştı... Operanın adı böylece ortaya çıkıverdi, üstelik yabancı dilde de “Tulipmania” olarak gayet iyi anlaşılabilecekti.

Giriştiğim tarih araştırmaları bir opera için gerekli pek çok renkli ögenin varlığını ortaya çıkardı.

Böylece, tarihteki bu ortak paydayı iki perdelik bir “halk operası” olarak yansıtmak üzere librettoyu kaleme almaya başladım. İlk perde Hollanda'da, ikinci perde ise İstanbul'da geçecek, böylece iki ülkede de laleye verilen önem, bunun toplumsal yansımaları, hafif, hâtta yer yer mizahi bir yaklaşımla sahneye aktarılmış olacaktı.

Şunu özenle belirtmeliyim ki, bu bir öykü olduğuna göre, operadaki şahsiyetler tarihten esinlenilmekle birlikte, tamamen hayâlîdir.

Peki, bu metni kim besteleyecekti? Türkiye'de “kısa sürede” opera besteleyecek besteci bulmak kolay değildir. Çoğu bestecinin akademik görevi vardır, ayrıca konuyu sevmeleri, emeklerinin karşılığını tam olarak karşılayıp karşılamayacağını bilemeden zaman harcamaları gerekir. Besteci arayışım sırasında, İzmir Devlet Opera ve Balesi'nde şef olarak görev yapan, Ankara Devlet Konservatuvarı mezunu arkadaşımız Ali Hoca'nın da bir opera bestelemek amacıyla libretto aradığını duydum. Hemen bir araya geldik, Ali Hoca konuyu sevdi, ben de kısa sürede bestelemesi için operanın metnini kendisine teslim ettim.

Lale Çılgınlığı, Ali Hoca'nın yoğun çalışması sayesinde, yıllardır çeşitli bestecilerle uğraştığım “Saygun Emre” ve “Şahmeran” opera projelerimle, “Ak Güvercin Gibi” sahne gösterisi projemi sollayıp ön sıraya yerleşiverdi. Ali Hoca'nın kısa sürede bestelemeyi tamamlaması ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün yapıtı beğenip, Antalya'nın repertuarına almasıyla yapıt dinleyici huzuruna geldi. 2013 yazında İstanbul Opera ve Bale Festivali'nde de sergilendi. Yapıtın Antalya'da dünya prömiyeri yapmış olması da anlamlıdır. Çünkü Antalya ve yöresi “çiçek üretimi” bakımından Dünyanın sayılı merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Şefik Kahramankaptan

Libretto Yazarı

*AntalyaDOB temsil kitapçığında yayımlanmıştır.

 

Şefik Kahramankaptan

Ankara Üniversitesi  SBF(Mülkiye) - BYYO Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü 1971 yılında bitiren Şefik Kahramankaptan (İstanbul, 4 Ekim 1949), çeşitli gazete ve dergilerde ( Yankı, Tercüman, Akajans, Hürriyet Dergi Grubu) yönetici ve yazar olarak çalıştı.  Devamı

Yansımalar

  • 1
  • 2
  • 3

Kargo ve Yazışma Adresi

Kargo ve Gönderileriniz için Angora Evleri Deniz Sokak No:4 06800 Çayyolu / ANKARA

E-Mail: sefik (  isaret ) kahramankaptan.com