Szymanowski Doğu'yla buluşabildi mi?

 

Eğer biçimsel olarak Batı sazlarıyla Türk geleneksel çalgıları biraraya getirildiğinde “buluşma”nın gerçekleştiği varsayılırsa, evet sahnede 5 Türk sazı ile 5 Batı çalgısı vardı! Ama özlü bir buluşma sorgulanıyorsa 45 dakika süren müziksel yolculukta buluşmanın olduğu söylenemez. Niye mi?

Bunu açıklamadan önce, Karol Szymanowski (1882 -1937) kimdir, bir göz atmak lazım:

Szymanowski, Polonya'dan yetişen önemli bestecilerden biridir. 20. Yüzyılın başlarında Polonya müziğindeki avangard eğilimi temsil eder. Kimi yapıtlarında Avrupa müziğiyle Polonya folklorünün başarılı sentezi gözlenir. Küçük yaştan itibaren ailesince özel öğretmenlerden piyano ve müzik teorisi dersleri aldırılmıştır. 1901-1905 yılları arasında Varşova Konservatuvarı'nda eğitim görürken ayrıca armoni ve kontrpuan dersleri almıştır. Konservatuvar öğrenciliği sırasında Varşova'da bulunan Polonyalı bestecilerle yakın bağlar kurmuş, genç Polonyalı müzisyenleri korumak ve desteklemek için bir kurumda aktif görev yapmıştır. Besteciliğinin ilk yıllarında “Romantizm”den, özellikle de Wagner ve Richard Strauss'un müziğinden etkilenmiştir. Piyano virtüozluğu kariyerini devam ettirebilmek için Batı Avrupa, Rusya, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve ABD'de konser turnelerine gitmiştir. 1915-21 arası yazdığı müziklerde yaptığı yolculuklar nedeniyle Akdeniz ve Orta Doğu etkileri gözlenir. Bestecinin, bu ikinci dönemine yön vermiş doğu müziği ve şiirine hayranlığı "Hafız'ın Aşk Şarkıları", "Bir Peri Masalı Prensesinin Şarkıları", "Karasevdalı Müezzinin Şarkıları",  Kral Roger Operası’ndan "Roxana'nın Şarkısı" gibi eserlerinin yanında, Mevlana'nın şiirleri üzerine yapılandırdığı 3. Senfoni’sinden, 1. Keman Konçertosu’ndan ve 1. Yaylı Dörtlü gibi eserlerinde gözlenir. Ama sonrasında gene Polonya folklorü daha ağır basmıştır. Uzunca süre tedavi gördüğü tüberküloz hastalığı nedeniyle 1937'de İsviçre'nin Lozan kentinde ölmüştür.

Şimdi gelelim, “ Szymanowski Doğu'yla buluşabildi mi?” sorusunun yanıtına. Buluşamadı, çünkü besteci Aleksander Kosciow sanırım Türk sazlarını ve tınılarını yeterince incelememiş, müziğini solo çello ve yaylı çalgılar dörtlüsü için düzenlemiş, ardından Türk sazlarını bu müzik üzerine monte etmeye çalışmıştı. İcra, bu izlenimi veriyordu. Kendi yaylıları için yazdığı müzik, çağdaş ve minimalist özellikler taşıyordu, Oysa Türk sazları daha ezgisel ifade gücüne sahip sazlardı. Bu özellik dikkate alınmamıştı. Türk sazlarının durumu, bir nevi “adama göre iş” türünden, projede yer alması baştan kararlaştırılmış müzisyenlere biçilmiş birer rol gibiydi.

Neyin bir taksimi ve toplulukla çalışı sırasında mistik bir hava doğaldır ki esti, çünkü bu sazın doğasında mistizim vardır. Kemençenin eserin bir bölümünde viyolonselle birlikte kullanılması güzeldi. Bendir yer yer Doğu'nun ritmik havasını estirdi. Kanun arada ses rengini gösterdi. Bağlamaya ise yer yer çağdaş bir dem tutma görevi verilmişti. Bir ara tanburun devreye sokulması ise, herhalde Güzel Sanatlar Genel Müdürü Dr. Murat Salim Tokaç'ın ney yanında bu çalgıyı da çalıyor olmasından kaynaklanıyordu. Türk çalgılarında kemençede Derya Türkan, bağlamada büyük virtüozitesini eserde verilen yama gibi rol nedeniyle gösteremeyen Cenk Güray, kanunda Serkan Mesut Halili, bendirde ise deneyimli Fahrettin Yarkın vardı. Ama besteden kaynaklanan nedenlerle genellikle minimalist tekrarlar içerisinde eridiler.

On müzikci arasında, bu eserin icrasında en iyisi, lokomotif görevi verilmiş olan solo çelloda Konrad Bukowian'dı. Artur Rubinstein Orkestrası'nın solo çellisti olan Bukowian, hayli zor çağdaş partileri başarıyla seslendirirken, sazlara girişlerini de baş işaretiyle vererek, böyle bir toplulukta çağdaş yazı tekniği uygulamasında gerekli olan şeflik görevini de dinleyiciye fazla hissettirmeden yerine getirdi.

Sonuç olarak, Türkiye- Polonya diplomatik ilişkilerinin 600. yılı kutlamaları kapsamında bir “deneme” yapılmış ve ilk kez 31. Uluslararası Müzik Festivali'nde seslendirilmiş oldu.

16.04.2014