OPERA

Lale Çılgınlığı Nasıl Doğdu?

Her operanın yazılışının farklı bir öyküsü vardır. Opera tarihinde genellikle bestecilerin bir konu bulup librettistlere başvurduğu görülür. Lale Çılgınlığı operamızda ise tam tersi bir durum sözkonusuydu. Bir librettist olarak , Türkiye-Hollanda ilişkilerinin 400. yılı dolayısıyla yapılabilecek etkinlikler kapsamında bir opera yazılabileceğini düşündüm ve kolları sıvadım.

İki ülkenin tarihinde belki de en önemli kültürel ortak değer “lale”ydi. Lale, Asya'dan Türklerle Anadolu'ya gelmiş, İstanbul'da yabancıların dikkatini çekmiş ve Hollanda'ya ulaşmış bir çiçekti. Hollanda'da da, İstanbul'da da birer dönem “Lale Çılgınlığı” yaşanmıştı... Operanın adı böylece ortaya çıkıverdi, üstelik yabancı dilde de “Tulipmania” olarak gayet iyi anlaşılabilecekti.

Giriştiğim tarih araştırmalarında bir opera için gerekli pek çok renkli ögenin varlığını ortaya çıkardı.

Böylece, tarihteki bu ortak paydayı iki perdelik bir “halk operası” olarak yansıtmak üzere librettoyu kaleme almaya başladım. İlk perde Hollanda'da, ikinci perde ise İstanbul'da geçecek, böylece iki ülkede de laleye verilen önem, bunun toplumsal yansımaları, hafif, hâtta yer yer mizahi bir yaklaşımla sahneye aktarılmış olacaktı.

Şunu özenle belirtmeliyim ki, bu bir öykü olduğuna göre, operadaki şahsiyetler tarihten esinlenilmekle birlikte, tamamen hayâlîdir.

Peki, bu metni kim besteleyecekti? Türkiye'de “kısa sürede” opera besteleyecek besteci bulmak kolay değildir. Çoğu bestecinin akademik görevi vardır, ayrıca konuyu sevmeleri, emeklerinin karşılığını tam olarak karşılayıp karşılamayacağını bilemeden zaman harcamaları gerekir. Besteci arayışım sırasında, İzmir Devlet Opera ve Balesi'nde şef olarak görev yapan, Ankara Devlet Konservatuvarı mezunu arkadaşımız Ali Hoca'nın da bir opera bestelemek amacıyla libretto aradığını duydum. Hemen bir araya geldik, Ali Hoca konuyu sevdi, ben de kısa sürede bestelemesi için operanın metnini kendisine teslim ettim.

Lale Çılgınlığı, Ali Hoca'nın yoğun çalışması sayesinde, yıllardır çeşitli bestecilerle uğraştığım “Saygun Emre” ve “Şahmeran” opera projelerimle, “Ak Güvercin Gibi” sahne gösterisi projemi sollayıp ön sıraya yerleşiverdi. Ali Hoca'nın kısa sürede bestelemeyi tamamlaması ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün yapıtı beğenip, Antalya'nın repertuarına almasıyla yapıt dinleyici huzuruna geldi. 2013 yazında İstanbul Opera ve Bale Festivali'nde de sergilendi. Yapıtın Antalya'da dünya prömiyeri yapmış olması da anlamlıdır. Çünkü Antalya ve yöresi “çiçek üretimi” bakımından Dünyanın sayılı merkezlerinden biri haline gelmiştir.